Bu sayfada 2 bölüm
10 soru, açıklamalı
76–80. sorular. Beş cümlelik bir paragrafta akışı bozan cümle sorulur. Şıkkını seç; doğru cevabı ve seçtiğin şıkkın neden olmadığını hemen oku.
(I) Before the mid-nineteenth century, surgery was so harrowing an ordeal that operators prized celerity above all else, some amputations reportedly being completed in well under a minute. (II) The public demonstration of ether anaesthesia in 1846 upended this calculus almost overnight, since an insensible patient permitted procedures of hitherto unthinkable duration and intricacy. (III) Paradoxically, post-operative mortality did not abate and in certain hospitals even climbed, for protracted operations left open wounds exposed for longer to the very contamination that surgeons had yet to recognise. (IV) Chloroform, introduced the following year, soon eclipsed ether in Britain, its reputation sealed when Queen Victoria accepted it during childbirth in 1853. (V) Only once Lister's carbolic acid antisepsis gained acceptance in the late 1860s was the promise of painless surgery matched by a commensurate decline in fatalities.
I. cümle anestezi öncesi cerrahinin hıza dayandığını belirterek karşılaştırmanın zeminini hazırlar.
II. cümle this calculus ile I. cümledeki hız önceliğine gönderme yapar ve eterin uzun ameliyatlara olanak verdiğini söyler.
III. cümle Paradoxically ile uzayan ameliyatların ölümleri azaltmadığını, aksine enfeksiyonu artırdığını belirterek zinciri sürdürür.
V. cümle Lister'in antisepsisiyle ölümlerin sonunda düştüğünü söyleyerek III. cümledeki sorunun çözümünü verir.
Doğru cevap D
Paragraf anestezinin uzun ameliyatları mümkün kıldığını, bunun enfeksiyon yüzünden ölümleri azaltmadığını ve sorunun ancak antisepsiyle çözüldüğünü bir neden-sonuç zinciriyle anlatır. IV. cümle kloroformun İngiltere'de eteri geride bırakmasına geçerek ölüm oranları tartışmasını keser. Bu yüzden III. cümledeki paradoksla V. cümledeki çözüm arasındaki bağı koparan cümle IV'tür.
(I) Around 1900, Hans Meyer and Charles Overton independently observed that the potency of an anaesthetic correlated almost perfectly with its solubility in olive oil. (II) Olive oil had long been prized in Mediterranean medicine as a vehicle for salves and as a mild purgative. (III) Since cell membranes are composed largely of lipids, the correlation was taken to imply that anaesthetics act by dissolving into, and thereby perturbing, the membrane as a whole. (IV) This lipid hypothesis held sway for most of a century, until experiments in the 1980s showed that anaesthetics could inhibit a lipid-free enzyme at concentrations commensurate with their clinical potency. (V) Attention has consequently shifted to specific protein targets, notably ion channels in neuronal membranes, though no single site has yet been shown to account for unconsciousness.
I. cümle anestezik gücü ile yağda çözünürlük arasındaki ilişkiyi ortaya koyarak akıl yürütmenin çıkış noktasını verir.
III. cümle the correlation ile I. cümledeki gözleme döner ve buradan zar hipotezini çıkarır.
IV. cümle This lipid hypothesis ile III. cümledeki görüşe gönderme yapar ve 1980'lerde nasıl çürütüldüğünü anlatır.
V. cümle consequently ile çürütmenin sonucunu, yani araştırmanın protein hedeflerine yönelmesini verir.
Doğru cevap B
Paragraf anestezik maddelerin etki mekanizmasına dair bilimsel düşüncenin gözlemden hipoteze, hipotezin çürütülmesinden yeni araştırma hedeflerine nasıl ilerlediğini anlatır. II. cümle zeytinyağının Akdeniz tıbbındaki geleneksel kullanımına geçer. III. cümledeki the correlation ifadesi I. cümledeki gözleme dayandığı için II. cümle bu akıl yürütmeyi böler.
(I) Because asphalt and concrete absorb solar radiation by day and re-emit it after dusk, dense urban cores can remain several degrees warmer than their rural hinterlands well into the night. (II) This so-called heat island effect is far from innocuous, aggravating heat-related mortality among the elderly and inflating demand for air conditioning precisely when electricity grids are most strained. (III) Planners have accordingly turned to vegetated roofs and reflective paving, measures that curb the absorption of heat at its source rather than merely palliating its consequences. (IV) Their efficacy, however, is contingent on scale: isolated installations make scant difference, whereas coverage across entire districts can depress peak temperatures appreciably. (V) Air conditioning, moreover, has been credited by economic historians with the post-war migration of population and capital to the American Sun Belt, a region that might otherwise have remained sparsely settled.
I. cümle asfalt ve betonun ısıyı depolayıp geceleri yaymasıyla kent merkezlerinin daha sıcak kaldığını açıklayarak konuyu başlatır.
II. cümle This so-called heat island effect ile I. cümledeki olguya ad verir ve zararlarını sıralar.
III. cümle accordingly ile II. cümlede sayılan zararlara karşı yeşil çatı ve yansıtıcı kaplama önlemlerini sunar.
IV. cümle Their efficacy, however ile bu önlemlerin etkisinin uygulama ölçeğine bağlı olduğunu belirtir.
Doğru cevap E
Paragraf kentsel ısı adası etkisinin nedenini, zararlarını ve buna karşı geliştirilen önlemleri anlatır. V. cümle II. cümledeki klima sözcüğünü alıp klimanın ABD'de Güneş Kuşağı'na göçü kolaylaştırmasına geçer. Bu tarihsel-ekonomik bilgi ısı adası konusuyla ilgisizdir.
(I) Before the mid-nineteenth century, the surgeon's foremost virtue was speed, for every additional minute under the knife prolonged the agony of a fully conscious patient. (II) The public demonstration of ether anaesthesia in Boston in 1846 abruptly removed this constraint, allowing operations to be conducted with unprecedented deliberation. (III) Paradoxically, however, mortality following surgery did not fall at first, since longer procedures in unwashed theatres afforded ample opportunity for wound infection. (IV) Ether had in fact been synthesised centuries earlier and was, for a time, inhaled purely for amusement at gatherings known as ether frolics. (V) Only when Lister's antiseptic methods, introduced some two decades later, began to curb such infections were the full benefits of painless surgery realised.
I. cümle anestezi öncesinde cerrahın neden hızlı olmak zorunda olduğunu açıklayarak başlangıç durumunu verir.
II. cümle this constraint ile I. cümledeki hız zorunluluğuna gönderme yapar ve eter anestezisinin bunu ortadan kaldırdığını söyler.
III. cümle however ile beklenmedik sonucu, yani uzun ameliyatların enfeksiyon nedeniyle ölümleri azaltmadığını belirtir.
V. cümle such infections ile III. cümledeki enfeksiyonlara döner ve Lister'in yöntemleriyle sorunun çözüldüğünü anlatır.
Doğru cevap D
Paragraf hızın önemli olduğu dönemden anestezinin gelişine, ardından uzayan ameliyatların enfeksiyonu artırmasına ve antisepsinin bu sorunu çözmesine uzanan bir neden-sonuç zinciri kurar. IV. cümle eterin daha önce eğlence amacıyla solunduğunu anlatarak bu zinciri böler. V. cümledeki such infections ifadesi doğrudan III. cümledeki yara enfeksiyonuna bağlanır.
(I) It has long been assumed that tests merely measure what has been learned, leaving the underlying memory traces unaffected. (II) Multiple-choice formats, which permit rapid machine scoring, became ubiquitous in large-scale assessment during the twentieth century. (III) A substantial body of experimental work, however, demonstrates that the very act of retrieving information from memory strengthens its subsequent retention. (IV) Students who spend a study session attempting to recall material thus outperform, on delayed tests, those who devote the same time to rereading it, even though the latter typically report feeling better prepared. (V) This disjunction between perceived and actual learning may explain why retrieval practice, despite its demonstrable efficacy, remains underused by learners left to their own devices.
I. cümle testlerin belleği etkilemediği yönündeki yaygın varsayımı vererek III. cümlede çürütülecek görüşü ortaya koyar.
III. cümle however ile deneysel bulguların hatırlamanın kalıcılığı artırdığını gösterdiğini söyleyerek I. cümleye karşı çıkar.
IV. cümle thus ile bu bulgunun somut sonucunu, yani hatırlamaya çalışan öğrencilerin daha başarılı olduğunu verir.
V. cümle This disjunction ile IV. cümledeki algılanan ve gerçek öğrenme farkına gönderme yaparak sonuç çıkarır.
Doğru cevap B
Paragraf testlerin yalnızca ölçtüğü yönündeki eski varsayımı verir, ardından however ile bilgiyi hatırlamanın öğrenmeyi güçlendirdiğini gösteren bulgulara geçer. II. cümle çoktan seçmeli formatların yaygınlaşmasını anlatarak I. ve III. cümleler arasındaki karşıtlığı keser. Bu bilgi hatırlama pratiğinin etkisine ilişkin akıl yürütmeye hiçbir katkı yapmaz.
(I) In the sixteenth century, gunshot wounds were believed to be envenomed by gunpowder and were therefore routinely cauterised with boiling oil. (II) Barber-surgeons of the day, lacking the Latin demanded by university faculties, were held in conspicuously lower esteem than physicians, a disparity that in some countries outlasted the eighteenth century. (III) During a campaign in 1537, the military surgeon Ambroise Paré, his supply of oil exhausted, was obliged to dress the remaining wounds with a makeshift digestive of egg yolk, oil of roses and turpentine. (IV) Contrary to his apprehensions, he found the next morning that those treated with the salve had passed a tolerable night, whereas the cauterised soldiers lay feverish and racked with pain. (V) Paré thereupon resolved never again to burn the wounded so cruelly, and his subsequent advocacy of gentler methods did much to discredit the doctrine of envenomed wounds.
I. cümle yaraların zehirli sayıldığını ve bu yüzden kaynar yağla dağlandığını söyleyerek olayların başlangıç koşulunu verir.
III. cümle Paré'nin yağı tükenince yaraları yumuşak bir merhemle sarmak zorunda kaldığını anlatarak olayı ilerletir.
IV. cümle ertesi sabah merhem uygulanan askerlerle dağlananlar arasındaki farkı aktararak III. cümlenin sonucunu verir.
V. cümle thereupon ile Paré'nin bu gözlemden çıkardığı sonucu ve zehirli yara öğretisinin itibar kaybetmesini anlatır.
Doğru cevap B
Paragraf kurşun yaralarının kaynar yağla dağlanmasından Paré'nin tesadüfi gözlemine ve bu yöntemi terk etmesine uzanan bir olay zinciri anlatır. II. cümle berber-cerrahların hekimlere göre toplumsal saygınlığının düşük olmasından söz eder. Bu bilgi tedavi yönteminin nasıl değiştiğini anlatan zincirin hiçbir halkasına bağlanmaz.
(I) Platforms whose revenue depends on advertising have every incentive to maximise the time users spend on them, and their recommendation algorithms are tuned accordingly. (II) Advertising was likewise the mainstay of the penny press, which, in nineteenth-century New York, sold newspapers at a fraction of their production cost. (III) Because content that provokes outrage or alarm reliably elicits more clicks, shares and comments, such systems tend, without any editorial intent, to privilege it over sober reporting. (IV) Falsehoods, being unconstrained by the mundane particulars of reality, can be tailored to be maximally arousing, and so enjoy a structural advantage in this competition. (V) The upshot is an information ecosystem in which misinformation need not be deliberately promoted to spread faster than its corrections; it need merely be left to the logic of engagement.
I. cümle platformların gelir modelini ve algoritmaların buna göre ayarlandığını belirterek zincirin ilk halkasını kurar.
III. cümle such systems ile algoritmalara gönderme yapar ve öfke uyandıran içeriğin neden öne çıktığını açıklar.
IV. cümle in this competition ile etkileşim yarışına gönderme yapar ve yalanların bu yarışta neden avantajlı olduğunu söyler.
V. cümle The upshot ile zincirin sonucunu verir: yanlış bilginin yayılması için kasıtlı olarak desteklenmesine gerek yoktur.
Doğru cevap B
Paragraf, reklama dayalı platformların algoritmalarının öfke uyandıran içeriği öne çıkardığını ve bunun yanlış bilginin hızla yayılmasına yol açtığını bir neden-sonuç zinciriyle anlatır. II. cümle 19. yüzyıl New York'undaki ucuz gazetelere geçer. III. cümledeki such systems ifadesinin I. cümledeki algoritmalara bağlanmasını kestiği için akışı bozar.
(I) Far from being invariant across the day, glucose tolerance deteriorates as evening approaches, such that an isocaloric meal consumed at night elicits a markedly more protracted glycaemic excursion than one eaten at breakfast. (II) This diurnal fluctuation is attributable to the circadian system, which modulates not only the secretion of insulin by pancreatic beta cells but also the responsiveness of peripheral tissues to the hormone. (III) Core body temperature likewise oscillates on a circadian schedule, reaching its nadir in the small hours, shortly before habitual waking. (IV) It follows that habitually ingesting the bulk of one's daily energy late in the day may, irrespective of total intake, predispose to metabolic dysfunction. (V) Corroborating this inference, shift workers, whose feeding patterns are chronically misaligned with their endogenous clocks, exhibit a disproportionately high incidence of type 2 diabetes.
I. cümle aynı kalorideki bir öğünün gece yendiğinde kan şekerini daha uzun süre yükselttiğini belirterek konuyu başlatır.
II. cümle This diurnal fluctuation ile bu farka gönderme yapar ve nedenini biyolojik saatin insülin salgısı ve duyarlılığı üzerindeki etkisine bağlar.
IV. cümle It follows ile II. cümledeki açıklamadan, geç saatlerde çok yemenin metabolik bozukluğa yatkınlık yaratabileceği sonucunu çıkarır.
V. cümle Corroborating this inference ile vardiyalı çalışanlardaki yüksek diyabet oranını kanıt olarak sunar.
Doğru cevap C
Paragraf, glikoz toleransının akşama doğru kötüleştiğini, bunun biyolojik saatin insülin üzerindeki etkisinden kaynaklandığını ve bu yüzden kalorilerin çoğunu geç saatte almanın metabolik risk taşıyabileceğini anlatır. III. cümle de biyolojik ritimden söz eder, ama vücut ısısının gün içindeki değişimine geçerek metabolizma konusundan kopar. Ayrıca IV. cümledeki It follows ifadesinin II. cümledeki açıklamaya bağlanmasını engeller.
(I) Fact-checking organisations proliferated in the wake of several elections marred by viral falsehoods, buoyed by the assumption that exposure to corrections would recalibrate public belief. (II) Early studies, however, raised the spectre of a backfire effect, whereby correcting a cherished misconception purportedly entrenched rather than dislodged it. (III) Subsequent attempts at large-scale replication have largely failed to reproduce this phenomenon, suggesting that it is, at most, confined to a narrow set of highly polarising issues. (IV) Fact-checkers have also begun to collaborate with platforms to label manipulated images, although the criteria governing such labels remain contested. (V) What the more recent literature does reveal is that the corrective effect, though genuine, tends to decay within weeks, with respondents gradually reverting to their original beliefs.
I. cümle doğrulama kuruluşlarının hangi varsayımla yaygınlaştığını söyleyerek tartışmanın zeminini kurar.
II. cümle however ile bu varsayıma meydan okuyan geri tepme etkisi iddiasını getirir.
III. cümle this phenomenon ile geri tepme etkisine gönderme yapar ve sonraki çalışmaların onu doğrulayamadığını belirtir.
V. cümle the more recent literature ile III. cümledeki yeni araştırmaların asıl bulgusunu, yani düzeltme etkisinin kısa sürede azaldığını verir.
Doğru cevap D
Paragraf düzeltmelerin inançları değiştirip değiştirmediğine dair araştırmaların gelişimini sırayla anlatır: geri tepme etkisi iddiası, bu iddianın tekrarlanamaması ve düzeltme etkisinin zamanla sönmesi. IV. cümle doğrulama kuruluşlarının platformlarla görsel etiketleme işbirliğine geçerek III. ve V. cümleler arasındaki araştırma zincirini bozar.
(I) Unlike their more traditional colleagues, many behavioural economists were trained in psychology, and a number of them hold joint appointments in both disciplines. (II) Rational choice theory holds that expenditure which cannot be recovered should have no bearing on subsequent decisions, since only prospective costs and benefits are relevant. (III) Nevertheless, people routinely persist with failing ventures precisely because they have already invested heavily in them, a tendency known as the sunk cost fallacy. (IV) Field evidence suggests that the effect is far from trivial: theatre-goers who had paid full price for season tickets attended markedly more performances than those who had received a discount. (V) Governments, too, appear susceptible, as the prolongation of costly infrastructure projects long after their rationale has evaporated would seem to attest.
II. cümle geri alınamayan harcamaların kararları etkilememesi gerektiğini söyleyen kuramsal görüşü tanıtır.
III. cümle Nevertheless ile insanların bu görüşe aykırı davrandığını belirtir ve yanılgıya ad verir.
IV. cümle tiyatro biletleri örneğiyle etkinin gerçek hayatta da güçlü olduğunu gösterir.
V. cümle too ile aynı yanılgının hükümetlerin altyapı projelerinde de görüldüğünü ekler.
Doğru cevap A
II–V. cümleler batık maliyet yanılgısını tanımlar, kuramla çelişkisini gösterir ve bireylerden devletlere uzanan örneklerle açıklar. I. cümle davranışsal iktisatçıların psikoloji eğitimi aldığından söz eder. Bu bilgi disiplinin kendisiyle ilgilidir ve paragrafın konusu olan batık maliyet yanılgısıyla bağı yoktur.
Nasıl çözülür?
- Paragrafın konusunu ilk cümleden çıkar; konuya bağlı ama farklı bir yöne giden cümle genellikle cevaptır.
- Cümleleri tek tek okuyup komşularıyla bağlantısına bak: bir cümle çıkarıldığında akış düzeliyorsa cevap odur.
Konunun anlatımı: Anlam bütünlüğünü bozan cümle.
Sorular Fishenglish için özgün olarak yazıldı; ÖSYM'nin çıkmış sorusu değildir. Çıkmış sorular için ÖSYM bağlantılarına bak.
