Bu sayfada 2 bölüm
20 soruluk mini deneme
YDS'nin bölümlerinden, sınavdaki sırayla 20 özgün soru. Her şıkkı seçtiğinde doğru cevabı ve açıklamasını görürsün; 20 sorunun hepsini çözünce sonucun çıkar.
Only when the apparatus is cooled to within a few millikelvin of absolute zero and shielded from stray photons can experimenters ---- the decoherence that would otherwise destroy the superposition long before any measurement is registered.
Induce neden olmak, tetiklemektir; koruma önlemlerinin dekoheransı tetiklemesi cümlenin amacına ters düşer.
Amplify artırmak, güçlendirmektir; soğutma ve yalıtım dekoheransı artırmak için değil azaltmak için yapılır.
Precipitate bir şeyi hızlandırmak, aniden başlatmaktır; bu da otherwise ile anlatılan önleme mantığıyla çelişir.
Accrue birikmek ya da kazanç olarak tahakkuk etmektir; dekoherans gibi bir süreçle nesne alarak bu anlamda kullanılmaz.
Doğru cevap B
Forestall bir şeyi önceden önlem alarak engellemektir. Cihazın soğutulup dış fotonlardan korunması, süperpozisyonu bozacak olan dekoheransın önlenmesi amacına hizmet eder; otherwise ifadesi de bu engelleme anlamını doğrular.
Because patients with renal impairment clear the compound far more slowly, a dose that is entirely ---- in healthy adults can accumulate to toxic concentrations unless the interval between administrations is lengthened.
Ingenuous saf, art niyetsiz demektir; insanlar için kullanılır, bir dozu nitelemez.
Inoculated aşılanmış demektir; doz aşılanmış olmaz, bu sözcük kişiyi nitelendirir.
Incongruous uyumsuz, yersiz demektir; dozun güvenliği ile toksisitesi arasındaki karşıtlığı kurmaz.
Inordinate aşırı demektir; zaten aşırı olan bir dozun zehirli olması şaşırtıcı olmaz ve böbrek yetmezliğiyle kurulan karşıtlık anlamını yitirir.
Doğru cevap D
Cümle, sağlıklı yetişkinlerde zararsız olan bir dozun böbrek yetmezliği olan hastalarda birikip toksik hale gelebileceğini anlatır. Bu karşıtlık 'zararsız' anlamındaki innocuous ile kurulur.
Contemporary endowment records suggest that the physicians of Bayezid II's hospital in Edirne had musicians ---- melodic modes deemed salutary for melancholy, and periodically got the patients' regimens ---- in accordance with the season, a practice Evliya Çelebi later recorded with evident admiration.
Have ettirgen yapısında kişiden sonra to'lu mastar gelmez; to perform bu kalıpta dilbilgisel değildir.
Get + nesne yapısında yalın fiil kullanılamaz; rejimler ayarlanan taraf olduğundan V3 (adjusted) gerekir.
Performed edilgen anlam verir ve müzisyenleri çalınan taraf yapar; oysa müzisyenler eylemi yapan kişilerdir.
Have kişiden sonra to'lu mastar almaz; adjusting de rejimleri bir şeyi ayarlayan taraf yaparak anlamı bozar.
Doğru cevap B
Have + kişi + yalın fiil kalıbı birine bir işi yaptırmayı anlatır; müzisyenler çalan taraf olduğundan had musicians perform doğrudur. Get + nesne + V3 ise bir şeyin başkası tarafından yapıldığını anlatır; hastaların rejimleri ayarlanan unsur olduğundan got the regimens adjusted gerekir.
Residents' associations eventually prevailed upon the municipality ---- the demolition of the brutalist estate until an independent appraisal of its structural integrity had been commissioned.
Prevail upon kalıbında nesneden sonra -ing biçimi kullanılmaz.
That postponed bir ilgi cümlesi gibi okunur ve belediyeyi tanımlar, ikna edilen eylemi bildirmez.
Bu fiil kalıbında yalın mastar değil to'lu mastar gerekir.
For postponing bir neden ya da amaç bildirir ve prevail upon kalıbına uymaz.
Doğru cevap A
Prevail upon fiili 'ikna etmek' anlamında nesneden sonra to'lu mastar alır: prevail upon somebody to do something. Bu nedenle doğru biçim 'to postpone' olur.
The default effect, ---- much of the recent success of automatic pension enrolment is commonly attributed, rests on the observation that inertia, rather than any considered preference, governs a remarkable proportion of consequential financial decisions.
'By which' bir aracı ya da yolu anlatır; 'attribute' fiili 'by' ile değil 'to' ile kurulur.
Yalın 'which' ile 'attributed' fiilinin gerektirdiği 'to' edatı eksik kalır ve yan cümlede ilgi zamirinin işlevi belirsizleşir.
'For which' bir amaç ya da karşılık anlamı verir; 'attribute' fiiliyle eşdizimlilik kurmaz.
'In which' bir yer ya da durum bildirir; başarının bir şeye atfedilmesini anlatamaz.
Doğru cevap E
'Attribute X to Y' kalıbında Y'yi bağlayan edat 'to'dur. Edilgen yapıda başarı varsayılan seçenek etkisine atfedildiği için ilgi zamiri edatla birlikte öne alınır ve 'to which' gerekir.
Cloze test
Although vaccination was practised empirically for well over a century before its cellular basis was understood, immunologists now (6) ---- durable protection chiefly to long-lived plasma cells and memory lymphocytes generated within germinal centres. Purified protein antigens, however, are intrinsically feeble immunogens when administered in isolation; (7) ----, most subunit vaccines are formulated with adjuvants, substances that alert innate immune sensors and thereby amplify the adaptive response. Only within the last two decades (8) ---- to dissect how individual adjuvants shape the quality, rather than merely the magnitude, of antibody production. This work suggests that protection hinges less on peak antibody titres than on the avidity (9) ---- which antibodies bind conserved epitopes, a distinction of particular consequence for older adults, whose germinal centre reactions are notoriously (10) ---- and who therefore derive scant benefit from standard formulations.
(6) numaralı boşluğa ne gelmeli?
Confer 'kazandırmak, bahşetmek' anlamındadır ve koruma sağlayan özne aşı olabilir, immünologlar değil; ayrıca bu fiil 'on/upon' ile kullanılır.
Impose 'dayatmak' anlamına gelir ve korumayı hücrelere dayatmak bilimsel açıklama bağlamında anlamsızdır.
Relegate 'daha alt bir konuma itmek, önemsizleştirmek' demektir; metin korumanın hücrelerle açıklandığını söyler, değersizleştirildiğini değil.
Deprive 'of' edatıyla kullanılır ve 'yoksun bırakmak' anlamı korumanın kaynağını açıklayan cümleye ters düşer.
Doğru cevap C
Cümlede immünologların kalıcı korumayı neye bağladığı anlatılıyor; boşluktan sonra gelen 'to long-lived plasma cells' yapısı 'attribute X to Y' (X'i Y'ye bağlamak, Y ile açıklamak) kalıbını gerektirir. Özne bilim insanları olduğu için korumanın nedenini açıklayan bir fiil gerekir ve bu anlamı yalnızca attribute karşılar.
(7) numaralı boşluğa ne gelmeli?
Be that as it may 'öyle olsa bile' anlamında bir karşıtlık bildirir; adjuvan eklenmesi antijenlerin zayıflığına rağmen değil, tam da bu zayıflık yüzünden yapılır.
By the same token 'aynı mantıkla, benzer şekilde' anlamına gelir ve benzer bir olguyu ekler; adjuvan kullanımı zayıf antijenlere paralel bir olgu değil, onun sonucudur.
Inasmuch as 'mademki, -dığı ölçüde' anlamında bir yan cümle bağlacıdır ve nedeni tanıtır; buraya konduğunda adjuvan kullanımı neden gibi sunulur, mantık ters döner ve noktalı virgülden sonra yapı da bozulur.
All the same 'yine de, her şeye rağmen' anlamında karşıtlık bildirir ve sonucu bir beklenti çelişkisi gibi gösterir; bu da metindeki neden-sonuç ilişkisiyle uyuşmaz.
Doğru cevap A
Saflaştırılmış protein antijenlerinin tek başına zayıf bağışıklık uyarıcıları olması, aşılara adjuvan eklenmesinin gerekçesidir. Accordingly 'buna uygun olarak, bu nedenle' anlamıyla, önceki cümlede belirtilen duruma verilen yanıtı ya da sonucu bildirir. Noktalı virgülden sonra bağımsız bir cümleyi bağlayabilen ve bu neden-sonuç ilişkisini kuran tek seçenek budur.
(8) numaralı boşluğa ne gelmeli?
Zaman doğru olsa da 'Only' ile başlayan cümlede devrik yapı zorunludur; normal özne-yüklem sırası dilbilgisi açısından hatalıdır.
Devrik yapı doğru kurulmuş olsa da past perfect için geçmişte bir referans noktası gerekir; günümüze uzanan 'son yirmi yıl' ile uyuşmaz.
Hem devrik yapı kullanılmamıştır hem de past simple, günümüze uzanan bir zaman dilimini anlatmaya uygun değildir.
Devrik değildir ve past perfect, geçmişte bir referans noktası olmadan bu bağlamda kullanılamaz.
Doğru cevap E
Cümle 'Only within the last two decades' gibi kısıtlayıcı bir zarf öbeğiyle başladığı için yardımcı fiil özneden önce gelmelidir. 'Son yirmi yıl içinde' ifadesi günümüze uzanan bir zaman dilimini gösterdiğinden present perfect gerekir; bu iki koşulu yalnızca 'have researchers begun' karşılar.
(9) numaralı boşluğa ne gelmeli?
'By which' bir mekanizma ya da araç bildirir ('the mechanism by which'); bağlanma gücü bir araç değil, bağlanmanın niteliğidir.
'Through which' bir kanal veya yol gerektirir; avidity antikorların içinden geçtiği bir yol değildir.
'At which' hız ya da oran bildiren isimlerle kullanılır ('the rate at which'); avidity bir hız değil, bağlanma kuvvetidir.
'To which' bağlanılan hedefi gösterir, ancak cümlede hedef zaten 'conserved epitopes' nesnesiyle verilmiştir; bu durumda bind fiilinin iki nesnesi olur.
Doğru cevap B
Avidity, antikorların hedefe bağlanma gücünü ya da sıkılığını anlatır; bir eylemin yapılış biçimini veya derecesini niteleyen isimlerle 'the ... with which' yapısı kullanılır (örneğin 'the ease with which'). Bu nedenle 'the avidity with which antibodies bind' doğru yapıdır.
(10) numaralı boşluğa ne gelmeli?
Accentuated 'belirginleşmiş, güçlenmiş' anlamına gelir; güçlenmiş bir yanıt aşıdan az fayda görülmesini açıklayamaz.
Exuberant 'coşkulu, çok güçlü' anlamındadır ve bu da düşük faydayla çelişir.
Precocious 'erken gelişen' demektir; tepkinin erken başlaması, aşıdan az fayda görmenin nedeni olarak anlam taşımaz.
Redundant 'gereksiz, fazlalık' anlamındadır; germinal merkez tepkileri gereksiz değildir, aksine aşının etkinliği bunlara bağlıdır.
Doğru cevap D
Cümlenin devamında yaşlı bireylerin standart aşılardan bu yüzden az fayda gördüğü söyleniyor. Bu sonucu açıklayabilecek tek sıfat, tepkilerin zayıflamış olduğunu bildiren attenuated'dır; yaşla birlikte germinal merkez yanıtlarının zayıflaması da bilinen bir durumdur.
Chloroform acted more swiftly than ether and, unlike it, neither irritated the airways nor posed a fire hazard in candlelit operating theatres; ----, its propensity to provoke sudden cardiac arrest eventually persuaded many surgeons to revert to ether.
By the same token aynı gerekçeyle benzer bir nokta ekler; ölümcül bir yan etki, sayılan avantajlarla aynı yönde değildir.
In addition aynı yönde bilgi ekler; kalp durmasına yol açmak kloroformun bir üstünlüğü olarak eklenemez.
Hence sonuç bildirir; kloroformun hızlı etkisi ya da yangın riski taşımaması kalp durmasının nedeni değildir.
To illustrate örnek verir; kalp durması önceki cümlede sayılan avantajların bir örneği değildir.
Doğru cevap E
İlk cümle kloroformun eterden üstün yanlarını sayar; ikinci cümle ise ani kalp durmasına yol açma eğilimini ve cerrahların bu yüzden etere döndüğünü anlatır. That said (bununla birlikte) avantajlardan önemli bir dezavantaja geçişi doğru biçimde kurar.
Kuhn maintained that rival paradigms are incommensurable, in the sense that ----.
Kayıpsız çeviri mümkün olsaydı paradigmalar ölçüşebilir olurdu; seçenek kavramın tam tersini anlatır.
Yeni paradigmanın eskisini özel durum olarak kapsaması birikimli ilerleme görüşüdür ve Kuhn'un ölçüşemezlik tezini reddeder.
Kuramdan bağımsız anlamı sabit gözlemler ortak bir ölçüt sağlar; Kuhn ise gözlemin kurama bağlı olduğunu savunur.
Hangi sorunların önemli olduğu konusundaki görüş birliği ölçüşemezliğe değil, ortak bir paradigmaya işaret eder.
Doğru cevap E
Kuhn'a göre ölçüşemezlik, rakip paradigmaları tarafsızca karşılaştırmaya yarayacak ortak bir dilin bulunmaması demektir. Bu seçenek kavramı doğru tanımlar ve in the sense that ifadesinin gerektirdiği açıklamayı sağlar.
Inasmuch as the training corpora of large predictive models inevitably sediment the historical inequities of the societies that produced them, ----.
Veriler önyargı taşıdığına göre çıktıların tarafsız sayılması nedenin tam tersini sonuç olarak sunar.
Verinin önyargı içermesi geliştiricileri verinin kaynağıyla ilgilenmeye zorlar; bununla ilgilenmek zorunda kalmamaları mantıksal bir sonuç değildir.
Verilerin eşitsizlikleri kaçınılmaz biçimde yansıtması, toplumların bu eşitsizlikleri ortadan kaldırdığı sonucunu doğurmaz.
Eşitsizliklerin verilerde birikmesi, onların verilerde artık izlenemeyeceği sonucuyla doğrudan çelişir.
Doğru cevap B
Inasmuch as burada 'madem ki, -dığı ölçüde' anlamında bir neden bildirir. Eğitim verileri toplumun tarihsel eşitsizliklerini içerdiğine göre, örneğin kredi dağıtımında kullanılan bir algoritmanın bu eşitsizlikleri tarafsızlık görüntüsü altında yeniden üretmesi doğal sonuçtur.
Although the museum had acquired the collection as early as the 1920s, it was not until a benefactor underwrote a purpose-built wing that the canvases, a considerable portion of which had languished in storage, could be displayed in conditions befitting their fragility.
Although bir neden bildirmez; ayrıca kaynakta tuvaller kanadın finanse edilmesinden önce değil, ancak sonra uygun koşullarda sergilenebilmiştir.
Kaynakta kanadın finanse edilmesi sergilemeyi engellemez, tam tersine onu mümkün kılar.
Non-defining yan cümle tüm tuvaller hakkında ek bilgi verir; seçenek onu kısıtlayıcıya çevirir ve considerable portion anlamını küçük bir kısım ile bozar.
Not until ... that, sergilemenin o ana kadar gerçekleşmediğini anlatır; finanse edene kadar sergilenmişti ifadesi tuvallerin daha önce sergilendiğini ima eder.
Doğru cevap A
Although ile kurulan karşıtlık edinmiş olsa da ile, it was not until ... that vurgulu yapısı ise ancak ... finanse etmesiyle mümkün oldu ile karşılanmıştır. Virgüllerle ayrılan a considerable portion of which had languished in storage yan cümlesi, tuvallerin önemli bir kısmının depoda unutulduğunu bildiren ek bilgidir. Befitting their fragility de kırılganlıklarına yaraşır koşullarda ile doğru aktarılmıştır.
Okyanus asitlenmesi mevcut hızıyla sürerse, yüzyılın sonuna gelindiğinde kabuklu deniz canlılarının pek çoğu kalsiyum karbonat iskeletlerini oluşturmakta onlarca yıldır güçlük çekiyor olacak.
Will begin to struggle, güçlüğün yüzyıl sonunda başlayacağını söyler; kaynakta o tarihte onlarca yıldır süren bir durum anlatılır.
Had continued ... would have been, geçmişe ait gerçekleşmemiş bir koşul bildirir; kaynaktaki koşul gelecekle ilgilidir.
Unless koşulu olumsuza çevirir; kaynakta güçlük asitlenmenin sürmesine bağlıdır.
Present perfect kullanımı gelecekle ilgili öngörüyü bugünkü bir duruma dönüştürür ve yüzyıl sonu zaman çerçevesini ortadan kaldırır.
Doğru cevap A
Sürerse gerçekçi bir gelecek koşulu olduğundan If ... continues ile verilmiştir. Yüzyılın sonunda onlarca yıldır sürmekte olacak bir güçlük, gelecekteki bir ana kadar süregelen eylemi anlatan will have been struggling for decades ile karşılanmıştır.
Paragraf
Democratic theory has long been haunted by what is sometimes termed the boundary problem: the question of who ought to constitute the demos whose will legitimates collective decisions. The difficulty is not merely practical but logical, for any procedure by which the people might decide its own membership presupposes an already constituted people entitled to take part in that very decision. Democratic procedures, in other words, cannot generate the boundaries within which they operate, and must therefore inherit them from history, which is to say, more often than not, from conquest, dynastic accident or colonial cartography. One influential response, the all-affected-interests principle, holds that everyone whose interests are affected by a decision should have a say in making it. Attractive as it is, the principle proves unwieldy once one recognises that whether a person is affected may itself depend on the decision eventually taken, so that the relevant constituency cannot be fixed in advance of the outcome it is meant to authorise. A rival principle, which enfranchises only those subject to coercion by the resulting laws, yields more determinate boundaries, but arguably at the cost of excluding outsiders whose lives are profoundly shaped by decisions they are powerless to influence. That neither criterion is wholly satisfactory hardly warrants abandoning the democratic ideal; it suggests, rather, that the legitimacy of existing boundaries is perpetually provisional.
According to the passage, the boundary problem is logical rather than merely practical because ----.
Sınırların fetih ve sömürge haritacılığından miras kalması mantıksal sorunun nedeni değil, sonucudur.
Etkilenen herkesi saymanın güçlüğü pratik bir sorundur; parça ise sorunun yalnızca pratik olmadığını vurgular.
Parça demokratik yöntemlerin sınır üretemediğini söyler; keyfi ve istikrarsız sınırlar ürettiklerini değil.
Dışarıdakilerin zorlanması yalnızca ikinci ilkenin bir zayıflığı olarak geçer; sorunun mantıksal niteliğini açıklamaz.
Doğru cevap C
Parçaya göre halkın kendi üyeliğine karar verebileceği her yöntem, o karara katılmaya yetkili, önceden oluşmuş bir halkı varsayar. Sorunun mantıksal olmasının nedeni bu kısır döngüdür: halk kendi sınırlarını belirleyebilmek için zaten var olmalıdır.
It can be inferred from the passage that, under the principle which enfranchises only those subject to coercion by the laws, ----.
Demosun karara göre değişmesi etkilenen tüm çıkarlar ilkesinin sorunudur, zorlamaya dayalı ilkenin değil.
Parça zorlamaya dayalı ilkenin daha belirgin sınırlar ürettiğini söyler; sınırların önceden belirlenemeyeceği sorunu öbür ilkeye aittir.
Çıkarları etkilenen herkese söz hakkı tanımak etkilenen tüm çıkarlar ilkesinin tanımıdır; zorlamaya dayalı ilke yalnızca yasalara tabi olanları kapsar.
Parçada bu ilkenin tarihsel olarak miras kalan sınırlara bağımlılığı ortadan kaldırdığına dair bir bilgi yoktur.
Doğru cevap E
Parça bu ilkenin daha belirgin sınırlar ürettiğini, ancak hayatları kararlar tarafından derinden etkilenen dışarıdakileri dışarıda bırakabileceğini söyler. Buradan, başka bir ülkede yaşayıp o devletin politikalarından derinden etkilenen kişilerin bu politikalar üzerinde oy hakkı olmayabileceği çıkarılır.
The word "unwieldy" in the passage is closest in meaning to ----.
Parça ilkenin çekici olduğunu kabul eder; sorun popülerlik değil uygulanabilirliktir.
İlke etkilenen herkesi kapsadığından dar değil, tersine çok kapsayıcıdır; ayrıca kelime kapsamla ilgili değildir.
Parça ilkeyi ahlaki açıdan adaletsiz bulmaz; eleştiri işleyişine yöneliktir.
İlkenin eskimiş olduğuna dair bir ifade yoktur; kelime zamanla değil işlevsellikle ilgilidir.
Doğru cevap D
'Unwieldy' hantal, kullanılması ve uygulanması zor anlamına gelir. Parçada ilkenin, kimin etkilendiği verilecek karara bağlı olduğu için ilgili seçmen kitlesinin önceden belirlenemediği, dolayısıyla uygulanmasının güç olduğu anlatılır.
Which of the following best expresses the main idea of the passage?
Parça etkilenen tüm çıkarlar ilkesinin uygulamada hantal olduğunu gösterir; onu tek tutarlı çözüm olarak sunmaz.
Yazar son cümlede iki ölçütün de yetersiz olmasının demokrasi idealinden vazgeçmeyi haklı çıkarmadığını açıkça söyler.
Parça sınırların çoğunlukla tarihten miras kaldığını söyler; ancak bu yüzden tümüyle meşruiyetsiz olduklarını değil, meşruiyetlerinin geçici olduğunu ileri sürer.
Zorlamaya dayalı ilkenin dışarıdakileri dışlama pahasına işlediği belirtilir; tamamen tatmin edici olduğu söylenmez.
Doğru cevap A
Parça önce sınır sorununu tanımlar, ardından iki ölçütü inceleyerek her birinin önemli bir zayıflığı olduğunu gösterir. Son cümlede bu durumun demokrasi idealinden vazgeçmeyi gerektirmediğini, mevcut sınırların meşruiyetinin her zaman geçici olduğunu söyler; ana fikir budur.
Journalist: Given that the seasonal influenza vaccine frequently confers protection on fewer than half of its recipients, on what grounds do public health bodies persist in advocating its annual uptake?
Epidemiologist: ----
Journalist: So the case for it rests less on what it does for any one recipient than on the aggregate picture.
Aşının her yıl yeniden formüle edilmesi doğru bir bilgidir ama düşük etkinliğe rağmen neden önerildiğini açıklamaz.
Etkinliğin yüzde doksanı aştığını söylemek, sorudaki yarıdan az kişiyi koruma bilgisiyle çelişir.
Her bireyin ağır komplikasyonlardan kesin korunduğunu söylemek bireysel faydayı öne çıkarır; gazetecinin bireyden çok toplam tabloya vurgu yapan özetiyle çelişir.
Aşı tereddüdü halkın tutumunu anlatır; otoritelerin aşıyı neden savunduğuna yanıt vermez.
Doğru cevap D
Gazeteci, aşının gerekçesinin tek bir kişiye sağladığı yarardan çok toplam tabloya dayandığı sonucuna varır. Kısmi korumanın bile on milyonlarca kişiye uygulandığında her kış çok sayıda hastaneye yatışı ve ölümü önlediğini söyleyen seçenek, bu toplum düzeyindeki çıkarımı hazırlayan tek yanıttır.
Bu puan nasıl yükselir?
- Fishenglish'te günlük oturum en zayıf olduğun yere ağırlık verir; senin için önce: .
- Yanlış yaptığın her soru hata defterine girer ve 1, 3, 7, 16 ve 35 gün sonra yeniden sorulur.
- 40 soruyu geçince tahmini puanın, büyük olasılıkla düşeceği aralıkla görünür; çalıştıkça nasıl değiştiğini izlersin.
Sık sorulanlar
Mini deneme gerçek YDS gibi mi?
Soru tipleri ve sırası YDS gibidir, ama 80 değil 20 soru ve süre yok. Sonuç bir ön fikir verir; gerçek sınavda süre ve zorluk puanı değiştirebilir.
Sorular çıkmış soru mu?
Hayır. Sorular Fishenglish için özgün olarak yazıldı ve YDS biçimindedir.
