Bu sayfada 2 bölüm
20 soruluk YÖKDİL mini denemesi
YÖKDİL'in bölümlerinden, sınavdaki sırayla 20 özgün soru: kelime, dilbilgisi, cloze, cümle tamamlama, çeviri, paragraf ve paragraf tamamlama. YÖKDİL'de olmayan diyalog ve anlamca en yakın cümle soruları yok. Her şıkkı seçtiğinde doğru cevabı ve açıklamasını görürsün.
Several regulatory agencies have moved to ---- certain nanoparticles in sunscreens marketed for children, pending long-term data on whether such particles can penetrate immature skin.
Prescribe bir şeyi öngörmek, zorunlu kılmak ya da reçete etmektir; güvenliği kanıtlanmamış parçacıkların kullanımını zorunlu kılmak bağlamla çelişir.
Ascribe bir şeyi bir nedene atfetmektir ve to edatı ister; parçacıkları doğrudan nesne olarak alıp anlam vermez.
Subscribe bir görüşü benimsemek ya da abone olmaktır ve to edatıyla kullanılır; düzenleyici bir eylemi anlatmaz.
Transcribe yazıya geçirmek demektir; nanoparçacıklarla ilgili bir düzenlemeyi ifade edemez.
Doğru cevap A
Proscribe, resmi olarak yasaklamak demektir. Uzun vadeli güvenlik verileri beklenirken düzenleyici kurumların bu parçacıkları çocuk güneş kremlerinde yasaklaması mantıklı bir ihtiyat önlemidir. Pending ifadesi, verilere kadar geçici bir kısıtlama getirildiğini gösterdiği için proscribe doğru cevaptır.
The collapse of the cod fishery off Newfoundland is often cited as a ---- warning of how swiftly a seemingly inexhaustible stock can be fished beyond the point at which recovery remains possible.
Brittle kırılgan demektir; somut nesneler ya da ilişkiler için kullanılır, warning ile eşdizim oluşturmaz.
Lavish cömert, bol demektir; lavish praise kalıbı vardır ama uyarıyı nitelemez.
Tacit söze dökülmemiş, örtük demektir; sürekli açıkça örnek gösterilen bir olay örtük bir uyarı olamaz.
Gaunt sıska, bitkin görünüşlü demektir; insan ya da manzara için kullanılır, uyarı için kullanılmaz.
Doğru cevap B
Morina balıkçılığının çöküşü, tükenmez sanılan bir stokun ne kadar hızlı yok olabileceğine dair açık ve sert bir uyarı olarak anılır. Warning ile kalıplaşmış biçimde kullanılan ve 'çarpıcı, açık, sert' anlamı veren sıfat stark'tır.
Scholars of irregular migration increasingly contend that the fortification of land borders has served not so much to deter clandestine crossings ---- to displace them onto costlier and more perilous routes, thereby enriching the very smuggling networks it was designed to dismantle.
Than less ya da more gibi karşılaştırma sözcükleriyle kullanılır; not so much kalıbı than ile tamamlanmaz.
But not X but Y kalıbına aittir; not so much ile kurulan karşılaştırma kalıbını tamamlamaz.
Rather than kendi başına bir tercih bildirir; not so much ile birlikte kullanıldığında yapı iki kez karşılaştırma kurmaya çalışır ve bozulur.
So as to amaç bildirir; cümleyi 'kaydırmak amacıyla caydırmak' gibi anlamsız bir ifadeye dönüştürür ve karşılaştırma kalıbını tamamlamaz.
Doğru cevap A
Not so much ... as ... kalıbı 'X'ten çok Y' anlamında iki öğeyi karşılaştıran sabit bir eşleşmedir ve ikinci öğe as ile verilir. Cümle, sınır tahkimatının geçişleri caydırmaktan çok onları daha pahalı ve tehlikeli yollara kaydırdığını anlatır. İki mastar (to deter / to displace) as ile paralel biçimde bağlanır.
Critics of the scheme argued that the clinicians' frequent recourse ---- off-label prescribing reflected not therapeutic necessity but the persistent absence of licensed alternatives for paediatric patients.
On edatı reliance ya da dependence gibi isimlerle kullanılır, recourse ile kalıp oluşturmaz.
In edatı confidence ya da trust gibi isimlerle kullanılır, recourse ile kullanılmaz.
For edatı need ya da demand gibi isimlerle kullanılır, recourse ile kullanılmaz.
With edatı dissatisfaction gibi isimlerle kullanılır, recourse ile kalıp oluşturmaz.
Doğru cevap A
Recourse ismi 'bir çareye başvurma' anlamında yalnızca 'to' edatıyla kullanılır: recourse to off-label prescribing. Cümle, hekimlerin endikasyon dışı reçeteye sık başvurmasının gerçek bir tedavi gerekliliğinden değil lisanslı alternatif yokluğundan kaynaklandığını anlatır.
----, the fabricated report nonetheless circulated for weeks on encrypted messaging platforms, where the absence of public visibility insulated it from the corrective scrutiny of professional fact-checkers.
'Debunking' etken ve eş zamanlıdır; raporu bir şeyi yalanlayan özne yapar.
'Having debunked' etken perfect yapıdır; raporun kendisinin bir şeyi yalanladığını söyler ve nesnesi de eksiktir.
'To be debunked' amaç ya da gelecekte olacak bir durumu anlatır; daha önce gerçekleşmiş yalanlamayı vermez.
'Had it been debunked' karşı-olgusal bir koşuldur ve 'would have' ile biten bir ana cümle ister; 'nonetheless circulated' bu yapıyla uyuşmaz.
Doğru cevap B
Ortak özne 'the fabricated report'tur ve rapor yalanlayan değil yalanlanan taraftır, bu yüzden edilgen gerekir. Yalanlanma yayılmadan önce tamamlandığı için perfect yapı ('having been + V3') kullanılır. 'Nonetheless' de önceki yalanlamaya rağmen yayılmayı vurgular.
Cloze test
In recent scholarship, the bimaristans of the medieval Islamic world (6) ---- the earliest institutions to combine treatment, clinical instruction and the compounding of remedies under a single roof. Financed through charitable endowments, they admitted patients irrespective of creed or means, and their physicians were trained on compendia such as Ibn Sina's Canon, (7) ---- Ottoman practitioners would continue to rely for centuries. (8) ---- the Ottomans content merely to inherit this tradition: the medical college founded within the Süleymaniye complex in the 1550s gave the training of physicians an unprecedented degree of formal regulation. Yet historians warn against reading this record as a story of (9) ---- progress, since the vitality of hospital medicine waxed and waned with the fortunes of the endowments that sustained it. (10) ----, the decline of several bimaristans in the eighteenth century is better attributed to fiscal erosion than to any repudiation of medical learning.
(6) numaralı boşluğa ne gelmeli?
Etken yapıdır; bimaristanlar bir şeyi 'olarak gören' özne olamaz ve fiilin nesnesi de cümlede yoktur.
Past perfect geçmişte bir referans noktası ister; cümle ise günümüz akademik görüşünü anlatır.
Are regarding as etken çatıdır; bimaristanlar bir şeyi değerlendiren özne olamaz ve regard fiilinin nesnesi cümlede yoktur.
Gerçekleşmemiş varsayımsal bir durum bildirir; cümlede böyle bir koşul yoktur, aksine bu görüş fiilen kabul görmektedir.
Doğru cevap B
Bimaristanlar bir şeyi kendileri değerlendiren özne değil, akademisyenler tarafından değerlendirilen nesnedir; bu yüzden edilgen yapı gerekir. 'In recent scholarship' ifadesi geçmişte başlayıp bugüne uzanan bir süreci anlattığı için 'have come to be regarded as' (zamanla ... olarak görülür hale gelmiştir) doğru seçenektir.
(7) numaralı boşluğa ne gelmeli?
'Rely by' diye bir kalıp yoktur; 'by whose authority' kimin yetkisiyle anlamına gelir ve fiille uyuşmaz.
Edat olmadan 'rely' fiili cümlenin sonunda dayanağı olmayan bir biçimde kalır; 'rely on' kalıbı eksik olur.
'Rely to' yanlış bir edat kullanımıdır; 'rely' fiili 'to' almaz.
'Rely for' bir şeye ne için güvenildiğini belirtir; burada dayanılan otoritenin kendisi anlatıldığı için 'on' gerekir.
Doğru cevap D
Yan cümlenin fiili 'rely' olup 'rely on' kalıbıyla kullanılır. İlgi zamiri öne alındığında edat da onunla birlikte başa gelir: Osmanlı hekimleri yüzyıllarca bu eserlerin otoritesine dayanmıştır. Bu nedenle 'on whose authority' doğrudur.
(8) numaralı boşluğa ne gelmeli?
'Did' ana fiil ister; 'content' sıfat olduğundan 'did ... content' dilbilgisel olarak bozuktur.
'Had the Ottomans content' yapısında 'content' sıfat olarak 'have' ile kullanılamaz; cümle anlamsız hale gelir.
'Was' tekil fiildir ve çoğul özne olan 'the Ottomans' ile uyuşmaz.
'Have' hem 'content' sıfatıyla uyumsuzdur hem de 1550'lere ait geçmiş anlatıya present perfect getirir.
Doğru cevap C
'Content' bir sıfattır ve 'be content to do' kalıbıyla kullanılır; olumsuz 'Nor' cümle başına geldiğinde yardımcı fiil özneden önce gelir. Özne çoğul (the Ottomans) ve anlatı geçmiş zamanda olduğundan 'Nor were' doğru devrik yapıyı kurar.
(9) numaralı boşluğa ne gelmeli?
'Precarious' (kırılgan) ilerleme, gerekçede anlatılan durumun ta kendisidir; tarihçilerin bu okumaya karşı uyarması mantıksız olur.
'Intermittent' (aralıklı) ilerleme inişli çıkışlı seyri doğru biçimde tanımlar; dolayısıyla uyarılan yanlış okuma olamaz.
'Faltering' (aksayan) ilerleme de dalgalanmayı doğrular; gerekçe cümlesi bu okumayı reddetmez, destekler.
'Contingent' (vakıflara bağlı) ilerleme tam olarak gerekçede söylenen şeydir; buna karşı uyarı yapmak çelişki yaratır.
Doğru cevap A
Tarihçilerin karşı çıktığı okuma, 'since' ile verilen gerekçeyle çelişen bir okuma olmalıdır. Hastane tıbbının canlılığı vakıfların durumuna göre bir artıp bir azaldığına göre, reddedilen fikir kesintisiz bir ilerleme fikridir; bu yüzden 'uninterrupted' doğrudur.
(10) numaralı boşluğa ne gelmeli?
'Conversely' karşıt bir durum sunar; oysa son cümle önceki açıklamayla çelişmez, ondan doğrudan çıkar.
'Nevertheless' beklenmedik bir karşıtlık bildirir; mali aşınma açıklaması önceki fikre ters değil, onunla uyumludur.
'Otherwise' (aksi halde) gerçekleşmeyen bir koşulun sonucunu anlatır; önceki cümlede böyle bir koşul yoktur.
'Admittedly' yazarın kendi savına karşı bir noktayı kabul ettiğini gösterir; burada ise savı destekleyen bir çıkarım vardır.
Doğru cevap E
Önceki cümle hastanelerin canlılığının vakıf gelirlerine bağlı olduğunu söyler. Son cümle bundan bir sonuç çıkarır: on sekizinci yüzyıldaki gerileme tıp bilgisinin reddine değil, mali aşınmaya bağlanmalıdır. Bu sonuç ilişkisini 'Accordingly' (buna göre, dolayısıyla) kurar.
John Snow's 1854 map plotted the cholera deaths of a London epidemic around a single water pump on Broad Street. ----, a conclusion that flatly contradicted the then-prevailing doctrine that disease arose from noxious air.
They ve those sources çoğuldur; oysa önceki cümlede tek bir harita ve tek bir pompa vardır, bu nedenle göndermeler boşta kalır.
Göndermeler doğru olsa da çöplerden yükselen buharlar kötü hava kuramını destekler; bu yüzden onunla çelişen bir sonuç olarak nitelenemez.
Kötü havanın pompa çevresinde toplandığını doğrulamak dönemin kuramını destekler, onunla açıkça çelişmez.
Kuram hastalığı kötü havaya bağlıyordu; sudan bulaşmayı bu kuramın öngördüğünü söylemek boşluktan sonraki çelişki ifadesiyle bağdaşmaz.
Doğru cevap A
It önceki cümledeki haritaya, that single source ise tek pompaya gönderme yapar. Haritanın ortaya koyduğu kümelenmenin sudan bulaşan bir etkeni göstermesi, boşluktan sonra gelen ve kötü hava kuramıyla açıkça çelişen a conclusion ifadesine tam olarak uyar.
So pervasive had algorithmically curated feeds become by the late 2010s ----.
So ... yapısı sonucu such that ile değil yalın that ile bağlar; such that bu kalıpta kullanılamaz.
For + özne + to infinitive yapısı too ... kalıbına aittir; so ... kalıbını tamamlamaz.
Yapı doğru olsa da 'ayırt etmemeleri neredeyse imkansızdı' anlamı, akışların yaygınlaşmasının yol açtığı karışıklıkla mantıksal olarak çelişir.
Than karşılaştırma bildirir ve more/less gibi yapılarla kullanılır; so ile kullanılamaz.
Doğru cevap C
So + sıfat ile başlayan devrik yapı, sonucu bildiren bir that yan cümlesiyle tamamlanır. Algoritmik akışların bu kadar yaygınlaşmasının mantıklı sonucu, kullanıcıların aradıkları haberle önlerine konan haberi artık ayırt edememesidir. Bu seçenek hem yapıyı hem de anlamı doğru kurar.
Proponents of explainable AI insist that any system whose decisions bear on people's liberty or livelihood must be able to furnish reasons intelligible to those affected. ----, critics counter, is that the after-the-fact rationales generated by such systems may be little more than plausible confabulations bearing no faithful relation to the computations that actually produced the output.
Confabulations henüz cümlenin devamında tanıtılır; ayrıca uydurmaların kendilerini değil, talebin bir şeyi gözden kaçırması söz konusudur.
Eleştiri kararlardan etkilenen kişilere değil, açıklanabilirlik talebinde bulunan savunuculara yöneliktir; gönderim yanlış hedefe kayar.
Önceki cümlede karşıtlardan söz edilmez; karşıt olanlar eleştirmenlerin kendisidir, bu yüzden ifade mantıksız bir gönderim kurar.
The latter iki öğeden ikincisini gösterir; önceki cümlede böyle karşılaştırılan çoğul iki öğe yoktur, gönderim belirsiz kalır.
Doğru cevap A
This demand, önceki cümlede savunucuların sistemlerin anlaşılır gerekçeler sunması gerektiği yönündeki ısrarına gönderme yapar. Eleştirmenler bu talebin, üretilen gerekçelerin gerçek hesaplamalarla ilgisiz uydurmalar olabileceğini gözden kaçırdığını söyler; gönderim ve mantık tutarlıdır.
Efflux pumps, which expel a broad spectrum of antimicrobial agents from the bacterial cell, confer a form of resistance that is not contingent upon any modification of the drug's molecular target.
Not contingent upon bağımsızlık bildirir; değişiklik olmadığı sürece etkili ifadesi kaynakta olmayan yeni bir koşul ekler.
Expel dışarı atmak demektir; hücreye taşımak pompaların işlevini tersine çevirir.
Contingent upon bağlı olmak demektir, yol açmak değil; seçenek bağımlılık ilişkisini bir neden-sonuç ilişkisine çevirir.
Kaynakta direnç pompaların ajanları dışarı atmasının sonucudur; seçenek bağımlılığın yönünü tersine çevirip dışarı atmayı dirence dayandırır.
Doğru cevap C
Expel dışarı atmak, confer kazandırmak, not contingent upon ise bir şeye bağlı ya da onun koşuluna tabi olmamak anlamındadır. Böylece pompaların sağladığı direncin, ilacın hedefinde bir değişiklik olmasını gerektirmediği doğru biçimde aktarılmıştır. Which ile kurulan ek bilgi de pompaları niteleyen sıfat cümlesiyle verilmiştir.
Hücresel yaşlanmanın tek bir mekanizmaya indirgenemeyeceği artık genel kabul görse de, telomer kısalmasının, mitokondriyal işlev bozukluğunun ve kronik düşük dereceli inflamasyonun birbirini ne ölçüde pekiştirdiği hala tartışma konusudur.
Kaynakta yaşlanmanın tek bir mekanizmaya indirgenemeyeceği söylenir; bu seçenek tersini ileri sürer ve tartışmanın sona erdiğini ekler.
Kabul gören ve tartışılan bilgiler birleştirilerek yaşlanmanın tek mekanizmaya indirgenebileceği sonucuna varılmıştır; bu kaynakla çelişir.
Kabul gören ile tartışılan kısımlar yer değiştirmiştir: kaynakta tartışmalı olan, etkenlerin birbirini ne ölçüde pekiştirdiğidir.
Kaynakta bu etkenlerin yaşlanan hücrelerde var olup olmadığı tartışılmaz; seçenek kaynakta olmayan bir iddia ekler.
Doğru cevap D
Kabul görse de yapısı although it is now widely accepted that ile verilmiş, indirgenemeyeceği ise cannot be reduced olarak korunmuştur. Birbirini ne ölçüde pekiştirdiği ifadesi the extent to which ... reinforce one another ile isim cümleciği olarak özne yapılmış, hala tartışma konusudur da remains a matter of debate ile karşılanmıştır.
Paragraf
Few propositions in behavioural economics have been invoked as readily, or interrogated as belatedly, as the claim that losses loom larger than commensurate gains. Loss aversion, as the asymmetry came to be called, was initially inferred from choices among hypothetical gambles, and its apparent robustness lent it the status of a quasi-universal parameter, routinely imported into models of consumer behaviour, labour supply and financial markets. More recent scrutiny, however, suggests that the asymmetry is considerably more contingent than its canonical formulation implies. When the stakes are trivial, when outcomes are framed as routine transactions rather than as departures from a salient reference point, or when participants are seasoned traders, the disparity frequently attenuates or vanishes altogether. Some critics go further, contending that much of what has been attributed to an intrinsic dread of loss may instead reflect inertia, a preference for the status quo, or simply the experimenter's choice of which option to present as the default. None of this warrants discarding the concept wholesale; few would deny that people often behave as though forfeiting something were more painful than acquiring its equivalent. What it does counsel is a measure of circumspection: rather than a fixed constant of human psychology, loss aversion is better construed as a tendency whose magnitude hinges on context, experience and the way choices are posed.
Which of the following best expresses the main idea of the passage?
Yazar kavramın toptan atılmasını açıkça gereksiz bulur; seçenek eleştirmenlerin görüşünü yazarın sonucu gibi sunar ve aşırı genelleştirir.
Parça tam tersine kavramın bu 'evrensel parametre' statüsünün sorgulandığını ve bağlama göre değiştiğini anlatır.
Parçaya göre deneyimli tüccarlarda asimetri zayıflar ya da kaybolur; seçenek karşılaştırmayı tersine çevirir.
Kavram varsayımsal kumar seçimlerinden çıkarılmış, finans modellerine sonradan aktarılmıştır; köken bilgisi çarpıtılmıştır.
Doğru cevap C
Parça kayıptan kaçınmanın tamamen reddedilmemesi gerektiğini (None of this warrants discarding the concept wholesale) ama sabit bir sabit olarak değil, bağlama, deneyime ve seçimlerin sunuluş biçimine göre şiddeti değişen bir eğilim olarak görülmesi gerektiğini söyler. Seçenek bu iki yönü birlikte verdiği için ana fikri karşılar.
According to the passage, the asymmetry between losses and gains tends to weaken or disappear when ----.
Parçaya göre asimetri, sonuçlar belirgin bir referans noktasından sapma olarak değil rutin işlem olarak sunulduğunda zayıflar; seçenek koşulu tersine çevirir.
Modellere sabit parametre olarak aktarılması kavramın statüsüyle ilgilidir; asimetriyi zayıflatan bir koşul olarak anılmaz.
Parça gerçek ve varsayımsal kumarları karşılaştırmaz; bu ayrım metinde desteklenmeyen bir çıkarımdır.
Parça zayıflamanın bahisler önemsiz (trivial) olduğunda gerçekleştiğini söyler; büyük miktarlar bunun tersidir.
Doğru cevap A
Parça asimetrinin, bahisler önemsiz olduğunda, sonuçlar rutin işlemler olarak sunulduğunda ya da katılımcılar deneyimli tüccarlar olduğunda sıklıkla zayıfladığını veya tamamen kaybolduğunu açıkça söyler. Seçenek bu koşullardan ikisini doğru biçimde aktarır.
It can be inferred from the passage that some of the behaviour once cited as evidence of loss aversion ----.
Parça başka açıklamalar önerir ama verilerin uydurulduğuna dair hiçbir ima içermez; seçenek desteklenmeyen aşırı bir iddiadır.
Kavram varsayımsal kumar seçimlerinden çıkarılmıştır; deneyimli tüccarlar ise asimetrinin zayıfladığı grup olarak anılır.
Parçaya göre insanlar kaybetmeyi kazanmaktan daha acı verici bulur; seçenek asimetriyi tersine çevirir.
Yeni incelemeler kavramın sanıldığından daha koşullu olduğunu gösterir; 'kesin olarak doğrulandı' ifadesi parçayla çelişir.
Doğru cevap E
Bazı eleştirmenler, kayba duyulan içsel korkuya bağlanan davranışların büyük kısmının aslında atalet, statükoyu tercih etme ya da deneycinin hangi seçeneği varsayılan olarak sunduğuyla açıklanabileceğini ileri sürer. Buradan, kanıt sayılan bazı davranışların başka etkenlerle açıklanabileceği çıkarılır.
The author's attitude towards the concept of loss aversion can best be described as ----.
Yazar kavramın sabit bir psikolojik sabit olarak görülmesine açıkça karşı çıkar.
Yazar kavramın tamamen atılmasını gereksiz bulur; deney ürünü olduğu görüşünü yalnızca bazı eleştirmenlere atfeder.
Yazar tartışmaya taraf olur ve bir sonuç önerir; ilgisiz bir tutum sergilemez.
Yazar eleştirileri haksız bulmaz, aksine dikkate alınması gereken uyarılar olarak benimser; itibarın yok edildiğinden de söz etmez.
Doğru cevap B
Yazar kavramın toptan atılmasını yersiz bulur ve insanların çoğu zaman kaybı daha acı verici yaşadığını kabul eder; öte yandan 'a measure of circumspection' diyerek ihtiyat önerir ve onu sabit değil koşullu bir eğilim olarak görür. Bu, ihtiyatlı ve sınırlı bir kabuldür.
Large language models are often said to 'hallucinate' when they produce fluent but fabricated statements. Critics object that the metaphor is misleading, since it implies a deviation from an otherwise faithful perception of reality. ----. On this view, a fabricated citation is not a malfunction but the predictable output of a system optimised for plausibility rather than truth. Recasting the problem in these terms has practical consequences: it suggests that remedies must lie in coupling such models to verifiable sources, not merely in refining the models themselves.
Sorunun önemsiz olduğunu söyler; bu, ne metafora yöneltilen eleştiriyi açıklar ne de sonraki cümlede geliştirilen görüşü kurar.
İnsan belleğiyle karşılaştırma konuyu dağıtır; modelin neden sapacak bir algıya sahip olmadığını açıklamaz.
Modellerin gerçekliği doğru algıladığını kabul eder; bu, eleştirmenlerin reddettiği varsayımın ta kendisidir.
Sorunun eğitimle çözüldüğünü söyler; oysa son cümle çözümün yalnızca modeli iyileştirmekte olamayacağını vurgular.
Doğru cevap A
Eleştirmenler metaforun gerçekliği doğru algılayan bir sistemden sapma varsaydığını söyler; boşluk bu varsayımın neden yanlış olduğunu açıklamalıdır. Modellerin sapacakları bir algıya sahip olmadığını, yalnızca istatistiksel örüntülerle metin ürettiğini söyleyen cümle bunu yapar. On this view ile gelen 'arıza değil, beklenen çıktı' yorumu da doğrudan bu görüşten çıkar.
Bu puan nasıl yükselir?
- Fishenglish'te günlük oturum en zayıf olduğun yere ağırlık verir; senin için önce: .
- Yanlış yaptığın her soru hata defterine girer ve 1, 3, 7, 16 ve 35 gün sonra yeniden sorulur.
- 40 soruyu geçince tahmini puanın, büyük olasılıkla düşeceği aralıkla görünür; çalıştıkça nasıl değiştiğini izlersin.
Sık sorulanlar
Bu deneme Fen, Sağlık ya da Sosyal'e göre mi?
Hayır. Sorular genel akademik metinlerden; üç alanda ortak olan dil bilgisi, kelime, çeviri ve okuma becerisini ölçer. Alanına özgü kelimeler için YÖKDİL alan kelimeleri sayfalarına bak.
Mini deneme gerçek YÖKDİL gibi mi?
Soru tipleri ve sırası YÖKDİL gibidir, ama 80 değil 20 soru ve süre yok. Sonuç bir ön fikir verir.
Sorular çıkmış soru mu?
Hayır. Sorular Fishenglish için özgün olarak yazıldı ve YÖKDİL biçimindedir.
